Pazar sabahları anneannesinin mutfağına giren herkes aynı kokuyla karşılaşırdı.
Tarçın…
Yeni demlenmiş çay…
Fırından yeni çıkan tereyağlı kurabiyeler…
Ece, çocukluğundan beri bu kokunun neden bu kadar tanıdık geldiğini hiç düşünmemişti.
Bir gün mutfak dolaplarını düzenlerken anneannesi eski kahverengi deri çantasını masanın üzerine bıraktı.
Çanta oldukça eskimişti. Sapının kenarları hafif aşınmış, tokasının rengi solmuştu. Ama içini açınca hâlâ hafif bir tarçın kokusu hissediliyordu.
"Bu koku hiç gitmedi." dedi anneannesi gülümseyerek.
Meğer yıllar boyunca pazardan aldığı baharatları hep bu çantayla taşımış.
Tarçın çubukları…
Vanilya…
Karanfil…
Mahlep…
Zamanla deri bu kokuları içine işlemişti.
Ece çantanın küçük iç cebinde katlanmış sararmış bir kâğıt buldu.
Üzerinde yalnızca şu yazıyordu:
"Tarçınlı Kurabiye – 1974"
Kâğıdın kenarları yağ lekeleriyle kaplıydı.
Tarif yıllarca kullanıldığı belli olacak kadar yıpranmıştı.
Anneannesi, "Bugün bunu birlikte yapalım." dedi.
İlk olarak geniş bir kaba 125 gram oda sıcaklığındaki tereyağını aldı.
Üzerine yarım çay bardağı pudra şekeri ekledi.
Bir yumurtanın sarısını ilave etti.
Ardından bir çay kaşığı tarçın, bir paket vanilin ve azar azar un ekleyerek yumuşak kıvamlı bir hamur hazırladı.
Hamur dinlenirken mutfağı yine aynı tanıdık koku sardı.
Ece, "Tarçın neden bu kadar huzur veriyor?" diye sordu.
Anneannesi güldü.
"Bazen tarifi güzel yapan malzemeler değil, onu kiminle yaptığındır."
Dinlenen hamur küçük parçalar hâlinde yuvarlandı.
Üzerlerine hafifçe bastırıldı.
İsteyenler çatalla desen verebilir, isteyenler üzerine biraz toz tarçın serpebilir.
Kurabiyeler önceden ısıtılmış fırında üzerleri hafif renk alana kadar pişti.
Fırından çıktıklarında mutfakta yalnızca kurabiye kokusu yoktu.
Çocukluk da vardı.
Beklemek de vardı.
Birlikte geçirilen zaman da…
Çay demlenirken Ece çantaya tekrar baktı.
Dikkatini çeken şey eskiliği değildi.
Yıllardır kullanılmasına rağmen hâlâ görevini sürdürüyor olmasıydı.
Anneannesi pazara giderken hâlâ aynı çantayı kullanıyordu.
"Hiç yenisini almak istemedin mi?" diye sordu.
"İstedim."
"Sonra?"
"Sonra bunun beni yarı yolda bırakmadığını hatırladım."
O cümle Ece'nin aklında kaldı.
Bugün birçok eşya kısa süre kullanılıyor.
Moda hızla değişiyor.
Ürünler kolayca yenileniyor.
Ama bazı eşyalar, üzerlerinde taşıdıkları hatıralar sayesinde değer kazanıyor.
O eski çanta, yıllarca yalnızca sebze ya da baharat taşımamıştı.
Bayram hazırlıklarını…
Komşuya götürülen sıcak çörekleri…
İlk torunun doğumunu kutlamak için alınan şekeri…
Ve sayısız pazar sabahını da taşımıştı.
Akşam olurken Ece, kurabiyelerden birkaçını küçük bir kâğıt kutuya yerleştirdi.
Kutuyu dikkatlice eski deri çantanın içine koydu.
"Bugün pazara sen git." dedi anneannesi.
Ece çantayı omzuna taktığında yalnızca bir çanta taşımıyordu.
Dedesinin yıllar önce aldığı o deri çantayla birlikte, aileden kalan küçük bir geleneği de devam ettiriyordu.
Belki tarifler zamanla değişecekti.
Belki mutfaklar yenilenecekti.
Ama tarçın kokusunu içine çeken o eski çanta, yeni hatıralar taşımaya devam edecekti.
Çünkü bazı tarifler defterlerde değil…
Bir çantanın sessizce sakladığı anılarda yaşamaya devam eder.